Ana içeriğe atla

Asa.


Sesi titriyordu sanki. Öyle üzgün, öyle çaresizdi ki bakışları. Eline sanki camdan bir asa tutuşturmuşlar. Tutsa kırılacak, bıraksa darmadağın olacak.

-Ne yapacağım ben şimdi?..

İşte, cevabını bilemediği o soruyu bana sormuştu. Bana kalsa seni böyle üzenleri bu dünyadan tek tek silerdim. Griye boyanmış her anını gökkuşağının renkleriyle boyardım. Bana kalsa, hep gül isterdim.

-Söylesene, ne yapmalıyım.. off ne zormuş, ne ağırmış bir sırrı bilmek. Yani öğrenmek. Ne yapacağımı bilememek beni hepten eziyor. Bir şey söyle.. hadi.

Umut dolu gözlerle bana bakıyordu. Ne desem tamam derdi sanki. Mesela tam şu an sana aşığım desem. Ama olmaz.Her zamanki gibi hiç sırası değildi. O an belki de hiç gelmeyecekti. Duygularıma bir kelepçe daha takmıştım. Anahtarını dipsiz kuyuya atarak.

-Saklamamalısın. Bu çirkin gerçeği saklaman seni de o çirkinliğe bulaştırır. Sakladıkça o çirkinliğe batarsın.

Saklama diyordum ama ben saklıyordum, hayatımın en büyük sırrını. Ama benim sırrımın, aşkımın kimseye zararı yok ki. Varsa da kendime.
Bana yaklaşıp ellerimi tuttu. İş tam o an, kalbim durdu ve sonra sırf bana işkence devam etsin diye yine çalışmaya devam etti. Hem de gürültü ile. Sus bir sus, duyacak sesini diye bağırmak istedim. Ama ben yine sustum. Ellerim ellerinde çırpınan bir güvercindi sanki. Dinlese, duyacak kalbin sesini.

-Teşekkür ederim. Sen olmasan bu kararsızlıkla ömrüm çürürdü. O pisliğin gerçek yüzünü herkes bilmeli. Haklısın. Öncelikle de karısı. Canım arkadaşım benim, her fırsatta ne de güzel anlatırdı evliliğini. Bir yalanın içinde yaşıyormuş meğer. Şimdi gidip ona herşeyi anlatacağım. Ama sende yanımda olsan, böyle elini tutarak, senden güç alarak anlatsam.

İstemiyordum, elimde olsa, bir ömür tutmak isterdim ellerini. Ama ellerimi ellerinden aldım, omuzlarından tuttum.

-Yanılıyorsun. Tek başına söylesen daha iyi olur. Hem arkadaşın benim yanımda mahçup olur. Değil mi?

Eğdi boynunu.

-Ben niye düşünmedim ki bunu. Yine önce kendimi düşündüm.

Keşke bende sen kadar kendimi düşünebilseydim. İnsan kendini düşündüğü için mi daha çok üzülür yoksa başkalarını düşünürken mi... 







Yorumlar

  1. bence kendimizi düşünüyoruz hep o yüzden :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kendi kendimizi daha çok üzüyoruz galiba. :)

      Sil
  2. Merhaba arkadaşım, kendimizi üzüyoruz ve kendimizi üzdüğümüzde etrafımızıda aslında üzüyoruz. Gerek yok üzmeye üzülmeye :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kimisi kendini üzerken, başkalarını mutlu etmeyi başarabiliyor.. iyi mi ediyor kötü mü bilemiyorum. :)
      Hoşgeldiniz. :)

      Sil
  3. ya şimdi bunun hepsi kurgu mu yaaaa.
    bazı öykülerini nasıl düşündüğünü hep merak ediyorum yaaaa.
    işyerinde nasıl yazıyosun ama yaaaa :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)
      Evet kurgu. Kendimden olanları böyle öykü tarzı yazmıyorum. ya da şiir.
      Çok düşünmüyorum. Çok düşününce olmuyor. :) :)
      Teşekkürler.
      Bu ara işler az, vakit bol oluyor. :)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İşe Girişte İstenen Belgeler Nerelerden Alınır?

İş bulmakla iş bitmiyor. Bunu biliyoruz. Zira elinize bir liste tutuşturuyorlar hemen. Git hepsini tamamla getir. Bu ilk deneyiminizse şayet, panik başlıyor hafiften. Bissürü evraklar. Şimdi bunlar, nereden, nasıl alınır?
Bende bu devrede biraz olsun yardımcı olmak adına, bazı evrakların, nereden alınacağını paylaşmak istiyorum. Şuanki pozisyonum vesilesi ile çoğunu biliyorum.
Gelelim listeye.
1.İkametgah. Şimdilerde adı Yerleşim Belgesidir. Bunu hemen not düşelim. İkisi de aynı evrak. Kafalar karışmasın. Sadece adı değişti. Bu belge, muhtarlıklardan alınır.
2.Nüfus Cüzdan Süreti veya Örneği. Bunlarda aynı evraktır. Bazı yerlerde örneği diye geçer, bazılarında süreti diye. Bu evrakta muhtarlıklardan alınır. Resimli bir evraktır. İsterseniz resimsiz olur ama resimli olması iyi olur.
3.Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği ya da kısaca Nüfus kayıt örneği de yazanlar da var. İşte bu noktada kafa karışıyor. Zira bu sebeple nüfus cüzdan örneği sanılıyor. Bu Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği, nüfus müdürlükl…

Şubat Dizisi Final

Şubat dizisini bu konumda tanıtmaya çalışmıştım. Konusu her ne kadar orijinal gibi görünse de, orijinal değildi. Dizi bu akşamki bölümü ile final yapacak. Bence geç bile kaldılar. Zira, orijinal olma yolunda ilerleyebilecek güzelim senaryoyu mahvettiler. Yapımcıların mı yoksa senaristlerin mi merakı var, şu karanlık insanlara? Bir kötü adam oluyor ya dizide. Tam iyi olan onu altedecekken, bir bakıyorsun ki arkasında karanlık güçler var. Gölge adamlar falan. Yani senaryo uzadıkça uzuyor. Suyu çıkıyor işin. Şubat dizisi de aynen böyle oldu ne yazık ki. Dizinin kötü adamı sadece Samim Akça diye biliyorken, bir baktık, ardında daha kötüleri de varmış. Gölge adamlar bunlar. Yüzleri görünmüyor. Sonraları daha nice kötüler çıktı. Kimin ne olduğu belli olmamaya başladı. Dizinin başlarındaki o şifalı ilaç olayı artık bayatladı. Dünyanın, olayların akışına sahip olma derdine düştü herkes. İyi görünen insanlar tek tek kötü çıktı desek yeridir. Mesela Şubat'ın baba yerine koyduğu adam Aziz bey…

Bir İnsanı Deli Etmenin Yolları.

Size önereceğim bu yol aslında çok basit. Ama tabi basit olduğu için etkisi geçicidir. Eğer kalıcı hasar bırakma derdindeyseniz, lütfen başka kapıya. Şimdi, birini gıcık etmek, delirtmek, sinirden kudurtmak istiyorsanız, (tamam sonuncusu biraz fazla kaçtı, kabul ama ruh haline göre kudurabilirde) yapacağınız çok basit bir işlem. Yalnız, önce iyi bir gözlemci olmanız gerektiği söylemem lazım. Bir insanı delirtmek öyle kolay değil. Biraz emek şart. Lütfen. Hedefimizdeki delirteceğimiz şahsı, önce bir gözlemliyoruz. Yanından ayrılmıyoruz. Gözümüz hep üstünde olmalı. Evet, hedefimiz, bir iş yapmaya mı koyuldu, işte işlemimiz başlıyor. Hazır olun! Her ne yapıyorsa, diyeceğimiz şey şu: onu yap. Evet bu kadar basit. Geliyor mu, gel, diyeceksin. Gidiyor mu, git diyeceksin. Getiriyor mu, getir diyeceksin. Açıyor mu, aç diyeceksin. Özetle yaptığı işi yapmasını söyle.Buradaki hassas nokta, işe başladığı an yap demek. İşte gözlem, bu konuda şart. Düşünsenize. Ne kadar deli edici bir şe…