Ana içeriğe atla

Alaca-Bulaca-Karanlık

Oda darmadağın. Doğruluyorum yatağın içinde. Perdeden sızan ışık gözümü alıyor. Çıldırıyorum.
hayırr.. hayırr..”
giriyorum yine yorganın altına. Sesler geliyor. Tıkırtılar. Evet , evet duyuyorum. Bir hışım kalkıyorum ama korkudan gözlerim fıldır fıldır. İyi de evde benden başkası yok. Dışarıdan, arka sokaklardan mı geliyor. Hayır ses evin içinde. Bir titreme giriyor içime. Sonra ağzımda bir garip tat hissediyorum.
Gözüm ellerime takılıyor. Sonra üstüme. Aman Allahım, bu kan. Evet kan. Ne oldu ki böyle. Ya sesler? Çıldıracak gibiyim. Kalkıyorum yataktan. Aynanın karşısında kendime bakıyorum.
hayırr.. olamaz..” bu ben değilim. Saçlarım darmadağın, birbirine girmiş. Üstüm kanlı ve parçalanmış halde. Birden gözüm takılıyor yerde dolaşan bir şeye. Bir fare mi o ? “imdattt... “ koşuyorum yatağa. Saat kaç? Ben nerdeyim? Birden yine o tuhaf tadı hissediyorum, acıktım.
Ellerimin arasına alıyorum kafamı. Başlıyorum sallanmaya. Sanki uçurumun kenarında duruyorum. Gözlerim bir açık bir kapalı. Aklım gidip geliyor. Ses... Yine o sesler. Kaldırıyorum kafamı, fare bana bakıyor kapıdan. Gülüyor mu ne? Allahım, ne oldu bana?
Ben iffetli ama umutsuz bir kadınım sadece. Bağırıyorum çığlık çığlığa. Ayna kırılıyor. Fare bir delik bulup saklanıyor. Hala ve yine bağırıyorum. Eyvah, çocuklar duymasın. Ne çocuğu, benim çocuğum yok ki.. kocam bile yok. Peki o sesler. Yine başladı. Ellerimin içine işlediğini hissediyorum kanın. Tırnaklarımdan çıkmayacak bir daha. Hep saklayarak yaşacağım bu ellerimi. Koparmak, etlerimi didik didik etmek istiyorum. Sallanıyorum yine. İyi geliyor sallanmak. Saat... Zaman öyle bir geçiyor ki... Hayır, yalan. Geçmiyor. Geçmemiş. Kin ve öfkeyle bakıyorum, kırılıyor. Ne suçu var Fatmagül'ün, saatin, zamanın...
üşüyorum. Üşüyorum... güneş. Dışarıda güneş var. ben üşüyorum. Fare.. yine çıkmış ortaya. O an yine acıktığımı hissediyorum. Koşup elime alıyorum fareyi.. Aaaa... Ne yapıyorum ben. Fırlatıyorum camdan, camdan sekip üstüme geliyor fare. Ağzını açmış, dişleri kocaman. “ hayırrr... olamaz... “
yatağıma koşuyorum. Orası mahsenim. Cam açılıyor, rüzgar giriyor, etrafta ne varsa uçuyor havada. Uğultu.. Kulaklarımı rahatsız eden bir uğultu var. bakıyorum, cam kapalı. Heryer alacakaranlık. Doğu batı, kuzey güney... tüm rüzgarlar karışmış sanki. Bir ben yatağımda uçmuyorum.
Sesler.. Yine sesler geliyor. Bağırıyorum; imdattt... İmdaaattt... yardım edin.. ağlıyorum. Deli gibi. Bağıra bağıra ağlıyorum. Çığlıklar atıyorum. Yine o tuhaf tat. Tuzlu gözyaşımla karışıyor ağzımda. Elime tükürüyorum. Kan...
sesler. Kapı sesi. Biri kapıyı çalıyor. Bakıyorum, kapı yok. Gidiyorum... gidiyorum.. ayağım kayıyor. Donkk.. kafamı bir şeye çarpıyorum. ...
çok acıyor. Ovuşturuyorum acıyan yeri. Acıyı hissetmek hoşuma gidiyor. Sonra farkediyorum ki, gözüm kapalı. Açıyorum. Karşımda annem babam.. onların odaya girmişim. Babam;
kızım yine mi o abuk sabuk filmleri dizileri izledin sen... “

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İşe Girişte İstenen Belgeler Nerelerden Alınır?

İş bulmakla iş bitmiyor. Bunu biliyoruz. Zira elinize bir liste tutuşturuyorlar hemen. Git hepsini tamamla getir. Bu ilk deneyiminizse şayet, panik başlıyor hafiften. Bissürü evraklar. Şimdi bunlar, nereden, nasıl alınır?
Bende bu devrede biraz olsun yardımcı olmak adına, bazı evrakların, nereden alınacağını paylaşmak istiyorum. Şuanki pozisyonum vesilesi ile çoğunu biliyorum.
Gelelim listeye.
1.İkametgah. Şimdilerde adı Yerleşim Belgesidir. Bunu hemen not düşelim. İkisi de aynı evrak. Kafalar karışmasın. Sadece adı değişti. Bu belge, muhtarlıklardan alınır.
2.Nüfus Cüzdan Süreti veya Örneği. Bunlarda aynı evraktır. Bazı yerlerde örneği diye geçer, bazılarında süreti diye. Bu evrakta muhtarlıklardan alınır. Resimli bir evraktır. İsterseniz resimsiz olur ama resimli olması iyi olur.
3.Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği ya da kısaca Nüfus kayıt örneği de yazanlar da var. İşte bu noktada kafa karışıyor. Zira bu sebeple nüfus cüzdan örneği sanılıyor. Bu Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği, nüfus müdürlükl…

Bir İnsanı Deli Etmenin Yolları.

Size önereceğim bu yol aslında çok basit. Ama tabi basit olduğu için etkisi geçicidir. Eğer kalıcı hasar bırakma derdindeyseniz, lütfen başka kapıya. Şimdi, birini gıcık etmek, delirtmek, sinirden kudurtmak istiyorsanız, (tamam sonuncusu biraz fazla kaçtı, kabul ama ruh haline göre kudurabilirde) yapacağınız çok basit bir işlem. Yalnız, önce iyi bir gözlemci olmanız gerektiği söylemem lazım. Bir insanı delirtmek öyle kolay değil. Biraz emek şart. Lütfen. Hedefimizdeki delirteceğimiz şahsı, önce bir gözlemliyoruz. Yanından ayrılmıyoruz. Gözümüz hep üstünde olmalı. Evet, hedefimiz, bir iş yapmaya mı koyuldu, işte işlemimiz başlıyor. Hazır olun! Her ne yapıyorsa, diyeceğimiz şey şu: onu yap. Evet bu kadar basit. Geliyor mu, gel, diyeceksin. Gidiyor mu, git diyeceksin. Getiriyor mu, getir diyeceksin. Açıyor mu, aç diyeceksin. Özetle yaptığı işi yapmasını söyle.Buradaki hassas nokta, işe başladığı an yap demek. İşte gözlem, bu konuda şart. Düşünsenize. Ne kadar deli edici bir şe…

Şubat Dizisi Final

Şubat dizisini bu konumda tanıtmaya çalışmıştım. Konusu her ne kadar orijinal gibi görünse de, orijinal değildi. Dizi bu akşamki bölümü ile final yapacak. Bence geç bile kaldılar. Zira, orijinal olma yolunda ilerleyebilecek güzelim senaryoyu mahvettiler. Yapımcıların mı yoksa senaristlerin mi merakı var, şu karanlık insanlara? Bir kötü adam oluyor ya dizide. Tam iyi olan onu altedecekken, bir bakıyorsun ki arkasında karanlık güçler var. Gölge adamlar falan. Yani senaryo uzadıkça uzuyor. Suyu çıkıyor işin. Şubat dizisi de aynen böyle oldu ne yazık ki. Dizinin kötü adamı sadece Samim Akça diye biliyorken, bir baktık, ardında daha kötüleri de varmış. Gölge adamlar bunlar. Yüzleri görünmüyor. Sonraları daha nice kötüler çıktı. Kimin ne olduğu belli olmamaya başladı. Dizinin başlarındaki o şifalı ilaç olayı artık bayatladı. Dünyanın, olayların akışına sahip olma derdine düştü herkes. İyi görünen insanlar tek tek kötü çıktı desek yeridir. Mesela Şubat'ın baba yerine koyduğu adam Aziz bey…